DIŞ TÜRKLER BAŞKANLIĞI..

Seyfullah Türksoy

Seyfullah Türksoy
Seyfullah Türksoy

27 Şubat günü Grand Cevahir Otel'de gerçekleşen Türk Dünyası buluşması çok büyük önem taşımaktadır.
Devlet Bakanı Sayın Faruk Çelik'in öncülüğünde ve Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın himayesinde gerçekleşen
toplantının ana konusu, "DIŞ TÜRKLER BAŞKANLIĞI" nın kurulmasıydı.
Önümüzdeki dönemde TBMM'nin onayıyla kurulacak olan Dış Türkler Başkanlığı'nın güzel hizmetlere vesile olacağını düşünüyorum.
Toplantıda Balkanlar'dan Kafkaslar'a, Avrupa'dan Orta Asya'ya kadar dünyanın beş kıtasından temsilciler hazır bulundu.
Yapılan konuşmalar gerçekten ümit vericiydi.
Başbakan Erdoğan konuşmasına başlarken, Bosna, Grozni, Karabağ, Üsküb, Priştina, Bakü gibi kadim Türk-İslam yurtlarına selam gönderdi.
Erdoğan, hamasetten uzak son derece akılcı, birleştirici, ümit verici bir konuşma yaptı.
Salonu hınca hıç dolduran 2 bini aşkın sivil toplum temsilcisi, Erdoğan'ın sözlerine güçlü alkışlarla destek verdiler.
Dışişleri Bakanı Sayın Prof.Dr.Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı Sayın Faruk Çelik'in konuşmaları da oldukça etkileyiciydi.
Bu toplantının organizasyonuna katkı sağlayan Sayın Birol Dok, Sayın Kemal Yurtnaç, Sayın Ali Yüksel, Sayın Metin Özkan ve diğer Türk Dünyası sevdalısı gayretli dostları tebrik ediyorum.
Nitekim, toplantı sonrası, Devlet Bakanı Sayın Çelik'le yaptığım röportaj sırasında da, olumlu duygularımı kendisine ilettim ve bu tür birleştirici çalışmalarından dolayı kendisini tebrik ettim.

28 ŞUBAT'IN EN BÜYÜK ZARARI

Kabul etmek gerekir ki, Türk Dünyası konusunda şimdiye kadar akılcı projeler yerine, çoğunlukla hamaset üretilmiştir.
Rahmetli Özal döneminde başlatılan olumlu ilişkiler ve hizmetler, 28 Şubat süreciyle birlikte sekteye uğratılmıştır.
Ömrünün son 20 yılını Türk Dünyası'yla ilgili çalışmalara adamış bir insan olarak, bana göre 28 Şubat'ın en yıkıcı etkilerinden biri, Türkiye ve Türk Dünyası'yla ilişkilerde yaşanmıştır. Karanlık bir el, yürüyen tekere adeta çomak sokmuş ve en kıymetli bir dönem heba edilmiştir.
Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığı dönemi başlıbaşına bir şanssızlık olmuştur.
1991 yılında Sovyetler Birliği parçalanıp Türk Cumhuriyetleri birer birer bağımsızlığını ilan ettiği zaman,
tarih Türkiye'nin önüne altın tepsi içerisinde yepyeni bir fırsat sunmuştu.
Rahmetli Özal, o dönemde bağımsız cumhuriyetler için adeta bir idoldü.
Nazarbayev'den Türkmenbaşı'na, Elçibey'den Kerimov'a ve Akayev'e kadar bütün liderlerin Özal'a büyük bir saygısı ve muhabbeti vardı.
Özal'ın Türk Cumhuriyetlerini ziyaretinden kısa bir süre sonra beklenmedik bir şekilde vefat etmesi, çok büyük ve kutsal bir projenin gerçekleşmesine öldürücü darbe vurdu. O nedenle ben ve benim gibi düşünen pekçok insan, rahmetli Özal'ın, "Dilde, Fikirde, İş'te Birlik" fikrinin gerçekleşmesinden korkan bazı karanlık güçler tarafından öldürüldüğü kanaatini taşımaktadır.
Özal'ın ani vefatı ilişkilerimizi derinden sarsmıştır.
9.Cumhurbaşkanı Demirel, vizyon itibariyle Özal'ın çok gerisinde kalmıştır.
Özal projeci, akılcı ve cesurdu.
Demirel ise hamaset ve hayal dünyasında dolaşan klasik bir politikacıydı.
Rahmetli Alparslan Türkeş, samimi ve idealistti.
A.N.Sezer'in vasıflarından bahsetmeye bile gerek duymuyorum.
Bu muhteremin döneminde, tarihin altın tepsi içinde sunduğu fırsat ayağımızın altından kayıp gitmiştir.
Sezer'in Cumhurbaşkanı, Ecevit'in Başbakan olduğu "aciz" ve "ruhsuz" bir Türkiye'nin Türk Dünyası'na rehberlik yapması,
heyecan uyandırması elbetteki mümkün değildi. Nitekim öyle de oldu.
O talihsiz dönemde, Türkiye'nin bölgedeki etkisi azalmış;
Yerini Rusya, Çin, Amerika ve Avrupa doldurmuştur.
Bugün Türkiye'nin Türk Cumhuriyetleri'nde etkisi bazı ülkelerden çok geridedir.
Özellikle Özbekistan ve Türkmenistan'la ilişkiler çok üzüntü verici boyutlardadır.
Herşeye rağmen, önümüzde 200 milyon nüfuslu büyük bir Türk Dünyası vardır..
Dünyanın enerji kaynakları buradadır.
Gelecek buradadır.
Türkiye'nin son yıllarda geliştirdiği komşularla iyi ilişkiler atağı son derece önemlidir.
Suriye, Libya, İran, Ürdün, Gürcistan derken şimdi Rusya'yla da son derece sıcak ilişkiler başlamıştır.
Türkiye Cumhuriyeti; PKK, El Kaide, Kafkas Emirliği gibi radikal örgütlerin tuzağına düşmeyerek Rusya'yla dostluk ve işbirliğini geliştirmelidir.
Nitekim Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev'in Türkiye ziyaretinde, iki ülke arasındaki vizelerin karşılıklı kaldırılacağı ifade edilmektedir.
Prof.Dr. Ahmet Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanlığı döneminde, Türkiye'de yepyeni bir heyecan fırtınası esmekte ve çok güzel gelişmeler yaşanmaktadır.
Keza, Devlet Bakanı Faruk Çelik'in Türk Dünyası'yla alakalı samimi ve realist çalışmaları da bu olumlu gelişmeleri tamamlamaktadır.



DÜNYA AHISKA TÜRKLERİ BİRLİĞİ

Son günlerde gerçekleşen diğer bir önemli gelişme de Dünya Ahıska Türkleri Birliği'nin kurulması ve hayata geçirilmesi olmuştur.
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül ve Devlet Bakanı Sayın Faruk Çelik'in de desteklediği bu yeni oluşumun başında Sayın Ziyaeddin İsmihanoğlu gibi gayretli, idealist bir ismin bulunması birliğin başarısı açısından çok önemli bir şanstır. Dünya Ahıska Türkleri Birliği'nin kurulması, bazı istismarcı menfaat şebekelerin kirli ticaretine son verecektir. Türkiye Devleti'nin Ahıskalı soydaşlarımıza sağladığı oturum ve vatandaşlık kolaylığını adeta bir çıkar tezgahına çeviren bazı sahtekar derneklerin, şu ana kadar Ahıska Türkleri'yle hiçbir alakası olmayan binlerce insana para karşılığı oturum ve vatandaşlık temini konusunda aracılık yaptığı iddia edilmektedir. Bu çirkin istismar mutlaka durdurulmalıdır.
İlgili kurumların şu gerçeği de dikkate alması gerekir. Ahıska Türkleri yüzde 95 itibariyle köylü ve çiftçi insanlardan oluşmaktadır. Son derece çalışkan ve gayretli insanlardır. Onların bu özellikleri iyi değerlendirilmeli ve planlı bir göç politikası uygulanmalıdır. Ben yıllardan beri, Ahıska Türkleri'nin Kars, Ardahan ve Iğdır bölgelerine yerleştirilerek, tarım ve hayvancılık konusunda yönlendirilmelerini, böylece serhat boylarımızın da kuvvetlendirilmesi düşüncesini taşıyorum. Nitekim, Dünya Ahıska Türkleri Başkanı Sayın Ziyaedin İsmihanoğlu da benzer düşünceleri savunmaktadır. Son birkaç yılda Türkiye’ye yerleşen Ahıska Türkleri’nin sayısı 65 bin civarındadır. Bu insanların tamamı Bursa, Antalya ve İstanbul’a yerleşmiştir. Tamamen plansız ve başıboş bir göç akışı olmaktadır. Bu yanlışın mutlaka durdurulması; Son derece üretken, çalışkan olan bu soydaşlarımızın bazı büyükşehirlerde tüketici ve verimsiz insanlar olarak yaşaması yerine, hem ülke ekonomisine hem de kendi ekonomilerine fayda sağlayacak tarım ve hayvancılık projelerinde istihdam edilmeleri gerekir. Amerika bile Ahıska Türkleri’nin bu özelliklerinden yararlanma yoluna giderken, Türkiye’de işler, maalesef, vurdumduymaz bir anlayışla; Plansız, projesiz bir şekilde, “saldım çayıra mevlam kayıra” zihniyetiyle yürümektedir.

Türk Dünyası'yla alakalı çok iyiniyetli, çok güzel çalışmaların altının sağlam ve akılcı projelerle desteklenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, konusunda uzman, ehil insanlarla istişare edilmesinin, fikir alışverişinde bulunulmasının çok yararlı olacağını düşünüyorum


Dilde, Fikirde, İş'te Birlik idealinin bütün Türk Dünyası'nda en geniş anlamda hayat bulması temennisiyle tüm okuyucularımıza saygılar sunuyorum...

Toplam 0 yorum, 0 cevap(Yorum yaz)